18 Eylül 2013

ÇiftAlan, Yeşile hastaysan bana ne...

En son buraya 3 sene önce gitmişiz. İstanbul’un Avrupa yakasında pedallanacak güzel bir rota. Orman, deniz, iniş, çıkış hepsi var, tam bisikletlik. Bir başka benzerlik o gün de 11 bugün de 11 kişiyiz. Demek gelmek için bu sayıya gereksinim var. Ancak Çiftalan’a yaklaşırken 3. köprü virüsünün buraları da etkilediğini görmek içimizi bir kere daha burktu. Saçkıran gibi kelleşmiş araziler. Kesilmiş ağaçlar cesetler gibi yerlerde yatmakta.  Azrail’in kol gezdiği bir bölge. İçler acısı. Her şey alt üst olmuş. Burası da bitecek. Sonuçta bize İstanbul’da pedallayacak doğa bırakmayacaklar. Her şey sadece araba için düşünülüyor. Şu benzin fiyatlarını 3’e 5’e katlasalar da insanlar arabadan vazgeçse, tepedekiler de vergi gelirinden olunca bırakırlar otoyol yapmayı. Orman ve Su İşleri Bakanı’nın ağaçlara ilişkin soru önergesine verdiği yanıta bir bakın hele:












Tura Kadıköy’den Candan, Nur ve Mehmet’le buluşarak başlıyoruz. İskelede başkaları da var bekleşen. Belgrad Ormanı’na gidiyorlarmış. Biz de. Ama dönüşte.

Karaköy’de Serhan, Fahri ve Alaattin katılıyor. Orada da bekleşenler var. Hava bu kadar güzel olursa ve yağışlı günlere az kalmışken herkesin bunu fırsat bilmesi çok normal.

Kemerburgaz, ilk mola ve diğer arkadaşların katılım noktası. Buraya üstten, Maslak üzerinden Ayazağa-Cendere yaparak ulaşabileceğiniz gibi bizim yoldan Eyüp-Hasdal olarak da gidebilirsiniz. Biraz uzar ama. Olsun, uzasın. Önemli olan pedal basmaksa.

8 kişi peş peşe kolyenin incileri gibi dizilip sabah serinliğinde Alibeyköy’e kadar Eminönü-Eyüp üzerinden düz bir yoldan geliyoruz. Nur öyle iyi ilerletmiş ki pedalı, tempoyu hiç aksatmıyor. Alaattin de altındaki bisikletin ayarsızlığına rağmen canla başla aramızda yerini alıyor.

Alibeyköy-Hasdal tırmanışı biraz nefesleri keser. 2 dikkat, hatta 3 dikkat edilmesi gereken kavşak geçişleri var. Buralarda trafiği çapraz geçmek zorundasın. Arkayı iyi kollamalı, işaret verilip geçilmeli. Ama buna rağmen dikkatsiz sürücüye denk gelmek her zaman olası. Bunun en son tatsız örneğini Serhan’la burada yaşadık. Her türlü dikkate ve özene karşın motosikletli sürücü gelip çarptı.

Hasdal önünden giden yol feci gürültülü. Yanda güvenlik şeridi biraz rahatlık verse bile gene de damperli kamyonlar tedirgin edici. Solunda boşluk olmasına karşın yakın geçen İETT şoförü de tam sopalık. Bu adamlar sanki bunu mahsus yapıyorlar. Kendine göre bir korkutma, tedirgin etme isteği oluyor. Benzer durumları defalarca yaşadık. İETT’ye toplu bir e-posta bombardımanı yapma zamanı geldi galiba. Şoförlerini eğitsinler, bisikletlilere saygıyı öğretsinler. Gerçi ülke insanı saygıyı unutmuş durumda. Kimsenin saygısı yok. Başta tepedekiler. İmam cemaat ilişkisinin kokusunu bilmeyen yoktur herhalde?

Kemerburgaz’da Vedat, Yasin ve Feridun kahveye yerleşmiş bizi bekliyorlar. 20 dk kadar gecikmemiz oldu. Hesaplayamamışım süreyi, 10’da oluruz demiştim.

Uzundur birbirini görmeyenler hasret gidermekteler. Çaycının adamı gelmemiş, dağıtımda aksamalar. Çayı buldun mu kapıyorsun. Tepemizden kısmet yağıyor. Karga yediklerini öğütmüş barsaklarını boşaltmakta. Kestane ağacı da olgunlaşmış meyvesini yer çekimine terk ediyor. Kask takmak faydalı bu durumda.




Sayımızı bulduk, artık yola çıkma vakti. Kemerden ayrılıp ilk sapaktan sağa Çiftalan’a doğru dönüyoruz. Yolda amma da çok bisikletli var bugün. Her yönden geliyorlar. Bize doğru, bizimle, sağdan, soldan...

Güzel bir orman yolu. Güzel ama etraf pis. Piknikçiler ve molozcular burayı bitirmişler. Buna rağmen insanlar hiç rahatsız olmadan içinde oturmuş yemek yiyorlar. Bunu da anlamak mümkün değil. Yooo, bir yerde mümkün. Sırtını denize dönüp otoyola karşı piknikleyen olduğuna göre buna şaşmamalıyız.

Karşıdan bir dizi ‘off-road’cu gelmekte. Öyle araçlar var ki bununla nasıl trafiğe çıkmış dedirtiyor. Araba yok, 4 dev teker gidiyor sadece. Bunlara trafiğin izin verdiğini sanmıyorum.

İşte geldi, başta sözünü ettiğim 3. köprü virüsünün açtığı yara. Bitirdiler İstanbul’u. Gazetede yazıyor: İstanbul’a göç nedeniyle 4 ayda bir Tunceli ekleniyor. Nüfusuyla Yunanistan, Tunus, Portekiz, Küba, Belçika, İsveç, Çek Cumhuriyeti, Belarus, Macaristan ve Tunus’un da aralarında bulunduğu 122 ülkeyi geride bıraktı. Bu kadar insan nasıl yaşayacak? Bu düzensizlik her türlü suçu ve çarpıklığı başlattı. İnsanlar öldürülüyor, kadınlara tecavüz ediliyor, trafik kavgaları ölümle sonuçlanıyor, ilgisi olmayan insanlar kaza kurşunuyla yaralanıyor, ölüyor. Her türlü düşünce ve ifade hürriyetini ondan sonra gazla, suyla, sopayla durdur, direnenleri öldür.

Yeşile hastaysan bana ne...

İkinci mola noktamız Çiftalan ilginç bir yer. Görüntü olarak sanki bir sinema seti gibi, MadMax filmi çekiliyor. Terk edilmiş bir yer. Çukurlar oluşmuş, içleri suyla dolu. Tepeler kalmış, kel ve kabak. Kuru ottan başka hayat olmayan bir dünya. Bir yerlerde uzakta son sağ kalan inekler görülüyor. Arazi sürüşlerine meraklılar mekan edinmişler burayı. Uzaktaki bir tepeden inip-çıkıp duruyorlar, usanmadan.

Ocakların arasından Kısırkaya yolundayız. Deniz biraz olsun görüntüyü değiştiriyor. Eskiden stabilize olan yol asfaltlanmış. Ama şu dangıl dungul asfalttan. Bir türlü gidilemeyen, hızlandığında sarsa sarsa, sersem eden, su matarası dahil her şeyi yerinden oynatan. Böbrek taşın varsa buraya gel. Belediyenin köpek barınağı sağımızda kalacak şekilde devam ediyoruz. 4 ayaklı dostlarımız kokumuzu almış olmalılar ki bir coşkuyla bizi selamlıyorlar. Hav hav sesi ortalığı inletmekte.

Kısırkaya’nın da bir rampası var ki sormayın. Duvar! Molalı çıkıyorum. Sonrasında kaymak bir asfaltla Gümüşdere’ye geliniyor. Bu iki köy arası çok değil. 5 dk ancak. Buraya belediye otobüsü çalışıyor, Sarıyer’den.

Gümüşdere durmaz akar bizim üçüncü mola noktamız. Uzun bir masa etrafında sohbete devam ediyoruz. Karnı acıkanlar yakındaki lokantaya, ihtiyacı olan WC’ye şeklinde. Feridun burasıyla ilgili bilgiler veriyor. Bölgenin büyük çoğunluğu Makedon göçmeni. Eski adı Domuzdere’ymiş. Halen de domuz çokmuş.

Vedat ve Yasin’le de uzundur görüşemedik. Bu buluşma çok keyifli oldu. Aradaki boşluğu doldurdu.

Buradan ormana gireceğiz, Belgrad Ormanı’na. İçinden geçip Bahçeköy üzerinden Çayırbaşı yapacağız. G.Dere çıkışı Alaattin’in lastik patlağı Fahri’nin maharetli elleriyle çözüm buluyor. Yol stabilize ve dik, gidilmiyor. En illet şey tekerin kayması. Mecburen itmece. Sonrası güzel ama, ormanın içinden inişe geçip piknik kalabalığında suları tazeleyip çıkışa doğru tırmandık. Bahçeköy ayırımında Vedat ve Feridun köye döndüler. Fahri, Alaattin ve Yasin Maslak üzerinden gitmek üzere ayrıldılar. Biz de büyük iniş için rüzgarlıklarımızı giyip saldık kendimizi bayır aşağıya. Güzel bir inişi vardır, kıvrıla kıvrıla.

Çayırbaşı’nda acıkan mideleri biraz dindirmek için pidecide dördüncü molamızı verdikten sonra durmaksızın boğaz trafiğinde slalomlayarak Beşiktaş’ı bulduk.

Buraya kadar Nur öyle bir geldi ki, tekrar tekrar kendisini kutlarız. Rampaları zaten fişek gibi çıkıyor. Ama Boğaz’da orta şeridi tutup arabaların arasından akrobatik hareketlerle gitmek cesaret ister. Helal olsun,  gerçekten Candan’ın dediği gibi çok ilerletmiş.

Kadıköy gene polis kaynıyor. Yığılmışlar balonun orada bekliyorlar. Gazetede yazıyor: Gaz bombası ve yeni karakollara dev bütçe. Yapılan bir araştırmaya göre (Türkiye’de Sosyal Koruma Harcamaları: 2006-2013) iç güvenlik harcamaları 2013’de şimdiden 27 milyon TL’nin üzerinde. Bunun en büyük payı Emniyet Genel Müdürlüğü’ne ait, 14 milyon 777 bin 121 TL. 2014’de 16 milyon 216 bin 641 TL, 2015 için 17 milyon 652 bin 981 TL öngörülmüş. Polis devleti olduk çıktık. Bu para eğitime, sağlığa harcansa...

Sahil yolundan Kızıltoprak’a kadar Candan, Nur ve Mehmet’le geliyor burada ayrılıyoruz. Hava artık daha erken kararıyor, sonbahar ilerliyor. Yağışlı günler önümüzde.





 





 






















Çiftalan Turu

[Kızıltoprak-Kadıköy]-Karaköy-Eminönü-Eyüp-Alibeyköy-Hasdal-Kemerburgaz-Çiftalan-Kısırkaya-Gümüşdere-Belgrad Ormanı-Bahçeköy-Çayırbaşı-Beşiktaş-[Kadıköy-Kızıltoprak]

Garmin yol bilgileri Çiftalan

Tur tarihi: 15 Eylül 2013
Kat edilen mesafe: 89,23 km.
Ortalama hız: 14,8 km/sa.
Bisiklete biniş süresi 6 sa. 1 dk., dışarıda geçen süre 11 sa. 58 dk. 
En yüksek sıcaklık 32 ˚C, en düşük 23 ˚C, ortalama 25,9 ˚C
İrtifa kazancı (çıkış) 1586 m, kaybı (iniş) 1585 m.

Tur bilgisi: Karaköy-Eminönü-Eyüp-Alibeyköy yolu düz, eğimsiz. Alibeyköy’de şehirlerarası otobüslerinin durakları kalabalık ve karışık. Yol inşaatı da eklenince sıkıntılı bir geçiş oluyor. Sonrası Hasdal’a çıkış, terleten bir rampa ve 3 noktada çapraz yol geçişi var.

Hasdal-Kemerburgaz arası otoyol. Sağda güvenlik şeridi var ancak kamyon trafiği çok. Yola uzak sürmelisiniz.

Kemerburgaz’a 2. çıkışı kullanın. 1.’si eski dar yol, tehlikeli.

Kemerburgaz-Çiftalan asfalt, orman içinden giden yol. İnişli çıkışlı, Çiftalan’a tırmanılıyor. Çiftalan-Kısırkaya bozuk asfalt. Manzara güzel, denize girilecek yerler var. Kısırkaya’ya çıkış çok dik. Yol sonra Gümüşdere’ye kadar kaymak asfalt. Gümüşdere-Belgrad Ormanı yolu stabilize, taşlı, rahatsız edici bir tırmanış.  Yer yer itilmesi gerek, ince teker zorlanıyor, kayıyor taşlardan dolayı. Orman içinden giden yol rahat-düzgün bir iniş. Orman çıkışı bir tırmanış. Ondan sonra Çayırbaşı’na kadar iniş ve boğaz yolu malum, mevsimi ve saatine göre hep kalabalık.

Kemerburgaz’da kahvaltı için börekçiler, bakkallar var, çayevi bolca. Çiftalan’da bakkal yok, bir tane kahve var. Gümüşdere’de lokanta, bakkal, fırın, çayevi var. Çayırbaşı’nda pideci, market, çayevi bolca var.

Bu bölgeye yapılmış turlar Çiftalan Beşlisi, Çiftalan Onbirlisi




11 Eylül 2013

AnadoluFeneri, Yeşile hastayım...

Kamuoyunda; yapılmasından, güzergahına, adının ne olacağından, çevreye vereceği büyük zarar ve çözüm getirip getirmeyeceğine kadar birçok kez tartışma konusu olan 3. köprü tamamlandığında kesilen ağaç sayısının 3 milyona ulaşacağı söyleniyor.

Yeni havaalanı, bağlantı yolları falan derken İstanbul’un akciğerleri olan Kuzey Ormanları, flora ve faunası darmadağın edilerek yok olacak.

Uzaydan çekilen görüntü ve KGM’nin açacağı yollar vahameti gözler önüne seriyor.

Ama yeşile hastayım...















Kuzey Ormanları’nı savunmak üzere 7-8 Eylül tarihinde Riva’da bir kamp etkinliği düzenleniyor. Biz bu etkinliğe katılmadık ancak son defa bu güzellikleri görmek üzere tekrar Poyraz’a gitmeğe karar verdik. Sabah 8.45 Beşiktaş’ta buluşup pedal basmaya başladık. Candan, Mehmet, Serhan ve Emre, Erim de bize yetişip yoldan katılınca, yedili olarak boğazın sabah serinliğinde Sarıyer’e ulaştık. Geminin kalkışına daha çok var. Kahvaltı için böreklerimizi, ayranımızı alıp iskelede oyalanarak gemiyi bekledik. Gelen tekne öncekinden daha geniş, rahatça 7 velespite yer bularak üst güvertede etrafı seyrederek yol almaya başladık. Uzakta köprü şantiyesi görünmekte. Poyraz’a yaklaştıkça daha yakın görebileceğiz. İlk durak Anadolukavağı. Teknemiz yanaştı, yolcular indi, sonra motor stop etti. Hoppala! Arıza mı var? Biraz bekledik ama binen de yok, hareket de yok.

Öğreniyoruz ki Poyraz seferleri 31 Ağustos’ta sona ermiş. Halbuki kış tarifesi 16 Eylül’de başlıyordu. Poyraz’ı erken bitirmişler. Yuh dedik ama yapacak bir şey yok. Paşa paşa tekneyi terk edip ayaklara kuvvet Anadolukavağı’ndan çıkmak için rampaya vurduk kendimizi. Rampa da ne rampa ha! %21’i gösteriyor Garmin. Duvar!! Bir de parke taş, araları açık, teker giriyor. İte kaka çıktım. Yemedi boşluklar, girdi girecek telaşı içinde, bir de 21. Kahramanlar başardı ama. Tepede buluşuyoruz.

Candan ile bir türlü gene pedallayamamıştık. Mehmet ile ilk gezimiz, tanımak keyifli. Erim uzundur yok ortalıkta. Bu bölgeye ilk geziyi birlikte yapmıştık, 5 sene önce. Vay be zaman da ne çabuk geçiyor! Emre ve Serhan’la daha 2 ay önce buralara, son defa bakir haline bakalım diye gelmiş, yapılan katliam karşısında şaşkına dönmüştük.

Kavak’tan Fener’e giden yol tam anlamıyla ‘harika’. Yeşil bir tünel içindesiniz sanki. Hava tertemiz. Mevsim aşırı sıcaklığını bırakmış, sonbahara girmekte. Esen rüzgarla yaprakların hışırtısı bir melodi gibi ortalığı kaplamakta. Yani 2x2, tam bisikletlik.

Yol bizi bir ayırıma getiriyor, sağ Akbaba, sol A.Feneri. Soldan devam. Bayağı arkada kalıyorum, herkes bastı gitti. Candan zaten yokuşları ancak bastı mı çıkıyor, en önde. Mehmet de onu yalnız bırakmıyor, peşinde. İyi ki Firu var da, ben arkada yalnız kalmıyorum. Derken bir manga dolusu jandarma askeriyle karşılaşıyoruz. Kalkanlar hazır vaziyette beklemekteler. Bizi mi?  Değil tabii, Riva’daki kamp eylemi için herhalde. Biraz uzak değil mi? Bilemedim, belki burada da olur düşüncesiyle. Ama komutan çok sempatik. Gaz sıkacaksınız değil mi lafımıza “biz gaz sıkmayız” cevabı geliyor. Evet gazı polisler sıkıyor. Sıkmakla kalmıyor bir de yaralıyor, öldürüyorlar!

Komutandan resmimizi çekmesini rica ediyor, hatta espriyle ceza olsun diye, yanlarından ayrılıp yolumuza devam ediyoruz. Poyraz’a artık girmeyeceğiz, doğru Fener’e. Yolda bir film ekibiyle karşılaşıyoruz. Çekim hazırlığındalar, bir yığın insan ortalıkta.

Fenere çıkıp etrafın güzelliğiyle, boğazın mavisiyle büyülenip biraz gölgede dinlenerek geçiyor yarım saat. Sonra köy kahvesine konuşlanıp karın doyurmaca. Böreklere ancak sıra geldi. Tepede de yağmur bulutları toplanmakta. Meteo yağış demişti, Guru yok diyordu. İniyor, ama şiddetli değil. İyi yerde yakalandık. Üstümüzde dev şemsiye, rahatız.

Bulutlar İstanbul’a doğru ilerlemekte. Biz de peşinden. Kaynarca’dan sola, M. Şevket Paşa yönüne dönüyoruz bu sefer. Değişiklik olsun. Geliyor mu gene bir rampa, duvar daha. Sonra uzun bir iniş ve Riva otoyolundayız. Fazla gitmeden sola Zerzavatçı’ya sapıyoruz. Çıkışta bir gazoz molası ve Erim’in patlak tamiri. Bir tırmanış ve Görele’deyiz. Kaptan Mete yok, Beykoz’da. Kahvede içilen çaylar yenilen sandviçler sonrası Acarkent’in yanından Kavacık’tayız. Candan’ın arkadaşı Balıkçı İsmail’in lokantası aranıyor. Kavak’ta görüşmüş uğrarız denilmişti. Ama yok. İyi de oldu, zaman kaybetmeden döneriz.

Kavacık’da da ne trafik var. Oradan buradan çıkan arabalar, bağlantı yolu, sapaklar falan karmakarışık. Kendimizi A.Hisarı yokuşuna bırakıp sahil yolunda buluyoruz. Sonrası malum, bir kedi fare oyunu gibi. Sen kaçıyorsun araba kovalıyor. Trafik durdu mu geçip gidiyorsun, sonra gene kovalıyor. Sağdan gitsen olmuyor, kapı açılma riski var. En iyisi ortadan gitmek. Bazen öyle durumlar oluyor ki cesaret istiyor.

Candan ve Mehmet Çengelköy’de kayıntıya takılıyorlar, ayrılıyorlar. Serhan ve Emre de Üsküdar’da. Biz de Harem üzerinden Kadıköy’e ulaşıp Kızıltoprak’a arabaya varıyoruz.

Harem’de düğün arabasının yanından kalkan bir araç öyle bir süratle geçti ki rüzgarı bile savrulmamıza yetti. Yolda yürüyen 2 kişiyi altına almasına ramak kaldı. İşte böyle bir ahmağın sebep olacağı kaza kadar asap bozucu bir şey yok.


















Foto katkıları için Emre’ye teşekkürler.


















(Kızıltoprak-Kadıköy)-(gemiyle) Beşiktaş-Sarıyer-(gemiyle) AnadoluKavağı-AnadoluFeneri-Kaynarca-Zerzavatçı-Görele-AnadoluHisarı-Üsküdar-(Harem-Kızıltoprak)

Garmin yol bilgileri Anadolufeneri, Yeşile hastayım

Tur tarihi: 8 Eylül 2013
Kat edilen mesafe: 77,79 km.
Ortalama hız: 15,7 km/sa.
Bisiklete biniş süresi 4 sa. 57 dk., dışarıda geçen süre 10 sa. 26 dk. 
En yüksek sıcaklık 31 ˚C, en düşük 23 ˚C, ortalama 25,6 ˚C
İrtifa kazancı (çıkış) 1508 m, kaybı (iniş) 1508 m.