13 Temmuz 2022

Keşif Turları; Demirciköy


Pazar günü yağan şiddetli yağmurdan sonra açan güneş adeta bize sesleniyordu. Kurban Bayramı’nın son günü. Bir zamanlar (2009 ilk) gittiğim(iz), sonra festival alanının hukuki sorunları nedeniyle geçişin kapandığı, Demirciköy plajına bir keşif gezisi yapalım istedik. Bakalım 2012 ve 13’den beri neler değişti? (Yazının sonunda o gezilerin linklerini bulabilirsiniz.)


Sabah 9’da Beylerbeyi’nden hareket edeceğiz. İhsan ve İnci de dahil olacaklar. Buluşma noktasına vardığımızda arkadaşlarımız gelmiş pastanede bir şeyler atıştırıyorlardı. Başka gelen olmadığından beklemeden yola koyulduk. Çubuklu’ya kadar gidip 10 arabalısıyla İstinye’ye geçmek istiyoruz. 1 saat yeter diye düşündüm. Ancak yarım saatte vardık ve 9 buçuğa yetiştik. Bayram nedeniyle şehir içi ulaşım beleş. Aslında Boğazı geçmek için arabalıyı nedense bugüne kadar hiç kullanmadık/düşünmedik. 10 dakikada geçiverdik. İstinye’den Sarıyer’e bastık pedallara, alınan su böreği ile her zamanki çaycıda kahvaltımızı ediyoruz.  Çaylar 4 lira. Duble istiyoruz (8-) ve genelde su bardağında getirirler, saplı çay bardağımsı bir şeyde geliyor. Gözümüze hiç de duble gibi görünmedi.

 

Burası, kahve yani, rahmetli Balcı Dursun Ali’nin uğrak yeriydi. Herhalde 5-6 sene olmuştur aramızdan ayrılalı. Renkli bir kişiliği vardı, canavar gibi pedal basardı. Onu da anmış olalım. Işıklarda uyusun. Bkz. Trakya, Fikret Albay'la / Noel Baba Turu


Ne tuhaf değil mi yaşam? Ayrılanlar insanın içini buruyor. Fikret Albay ve Emin arkadaşımız. Anıları, sesleri, konuşmaları halen kulağımda.

 

Çaylarımız içip böreklerimizi yedikten sonra, Rumelikavağı yönüne doğru pedal basıp Altınkum Plajını geçtikten sonra soldan, Havantepe diye tırmanmaya başlıyoruz. İlkin parkemsi bir yol gelir, sonra düzelir asfalt olur. Ama rampa sıkıdır. Tek iyiliği kıvrılarak çıkması. Yani dümdüz gitmiyorsun ve nispeten araç trafiği diğer çıkışlara göre azdır. 

 

İşte öyle böyle ağır ağır çıkarken birbirimizi beklemek üzere durduğumuz bir noktada, solda park etmiş bir araç, bir kadın bir erkek seyyar masalarını çıkarmış sofra kurmaktalar. Hoppala durumları! Yolun kenarında, başka yer mi bulamadılar diye dönüp baktığımda hiç de gözüme yabancı gelmeyen bir sima ile karşılaşıyoruz; Murat Suyabatmaz ve eşi. Yani İstanbul’un bir ucundan buraya kahvaltı etmeye gelmişler. Selamlaşıyoruz. Manzaranın burada çok güzel olduğunu söylüyor. Doğru, öyle ama daha yakın bir yer yok muydu(-ki)?

 

Tırman tırman geldik tepe noktasına. Burada İhsan ve İnci önden kaçtıklarından birbirimizi kaybediyoruz. Aslında bu kadar acele etmemek gerekir. Biz de yolumuzu şaşırıp farklı yönlere gittiğimizden kopuyoruz onlardan. Telefonla haberleşerek tepedeki minibüs durağında tekrar buluşmak için yer belirliyoruz. Google yardımıyla oraya varıp onları beklerken, meğer onlar daha ileriye gitmiş, boşuna geri dönmüş oluyorlar. Bir de fazladan indikleri rampayı geri çıkmış oldular. Maalesef durum böyle!  Ne öğrendik? Grup sürüşlerinde çok fazla kopmamak gerek. (Kural 1)

 

Gazetede okuduğum bir değerlendirmede; net satışlarına göre Türkiye’nin en büyük şirketleri olarak EPİAŞ (Enerji Piyasaları İşletme A.Ş.) 167.1 milyar lira ile birinci, TÜPRAŞ 151 milyar lira ile ikinci, THY 97.4 milyar lira ile üçüncü, Ahlatçı Kuyumculuk 79.7 milyar lira ile dördüncü, Ford Otomotiv 71.1 milyar lira ile beşinci sırada yer almaktalarmış. Diğer yanda Fortune 500 ABD listesinin birincisi 572.8 milyar dolarla Wal-Mart, ikincisi 469.8 milyar dolarla Amazon ve üçüncüsü 365.8 milyar dolarla Apple olmuş. Şimdi esas şaşırtıcı durum geliyor: Türkiye’nin 500 büyük şirketi tek bir şirket olarak kabul edildiğinde 361.5 milyar dolarlık net satışla bu sıralamada ancak dördüncü olabilmekte. Ne desek, durumumuz kıskanılmaz mı?

 

Koç Üniversitesi önünden, Boğaz’ın tepesinde süren yol muhteşem bir güzellikte Rumelifeneri’ne kadar gider. Gelmeyeli Kule Restoran açılmış, yol kenarındaki ağaçlar biçilmiş, Askeriyeye giden yoldan, sağdan plaja iniş verilmiş. Orada da 15 Temmuz Parkı ve Anıtı yapılmış... Olmuş da olmuş.

 

Fenere girmeden soldan ayrılıyoruz, Kale’ye doğru. Şöyle kıvrılarak iner, sonra kıvrılarak çıkar yol. Kale kazı çalışması nedeniyle kapalı. Bugüne kadar neden ilgilenilmedi, şaşılası bir durum. Çöp içindeydi, inekler otlar, araçlar dibine kadar girer park ederlerdi. Kaderine terk edilmiş görüntüsü hüzün verirdi.

 

İmam Hatip midir nedir bilemediğim bir binanın yanından geçip villaların olduğu büyükçe bir site (İstanblue Vilları’ymış) ve de önündeki plajdan geçersin. Buralara gelen vatandaşlar ortalığı fena çöplemişler. Araçlarının yol kenarına bırakılmasını Jandarma uyararak engellemek istiyor. Öyle ya. Kural bilmez Türkler diledikleri gibi hareket etmekte. Hani herhalde gelişmiş ülkelerde burada olduğu kadar keyfi davranmak mümkün olmasa!

 

Geldik mi festival alanı dediğim yere. Bu sefer kapı demir olmuş, büyümüş, ciddi bir görünüm almış. Yolda yürüyen vatandaştan öğrendiğimize göre de araziyi telle çevirmişler. Yani girme izni alsan da telleri bisikletle aşamazsın! Peki n’edcez? Der ki, soldan patika yoldan gidin. Hep sağı takip ederek devam edin, sonunda aradığınız, daha önce kullandığınız sahil yolundan Demirciköy plajına çıkarsınız.

 

Tamam, aynen yapıyoruz. Bisikletleri küçük bir tümseğin üzerinden atlatıp toprak yola giriyor, biraz biniyor ama yağan yağmurun açtığı su oluklarından ve de halen kurumamış, ıslak bölümlerinden dolayı iterek devam etmekteyiz. Çamurlu bölümler geçiliyor, tekerler doluyor, ayaklar batıyor, önümüze sıkı rampalar çıkıyor, öfleyip pöfleyip tırmanmaktayız. Tabii bisikletler hafif olunca bu işler kolay oluyor. Veya tersi durumlar!

Uzunya koyu

Neyse uzatmayayım. Keyfimiz yerinde. Çevremiz çok güzel, yemyeşil. Uzaklardan gelen, denizin ve plajdaki insanların sesleri duyulmakta. Geldiğimiz bir 4 yol ayırımında Google sol diyor. Halbuki yoldaki bey hep sağı takip edin demişti. Google’a güveniyor ve inilen yol bir bariyere ulaşıyor. Bereket sağında bisikletleri geçirebileceğimiz bir boşluk açılmış. Onu da aşıp bu sefer zincirle kapatılmış bir engelle karşılaşıyoruz. Onu da aştığımızda artık özgürüz. Deniz (Uzunya koyu) sağımızda kalmış oluyor. Yani kavşaktan sağ yapabilir, beyin dediği gibi ve sahilden giden yola çıkabilir-dik. Gelecek sefer öyle yaparız.

 

Asfalt yoldan -önce erik ağacını yoklayarak- Demirciköy’e tırmanıyoruz. Başta mülayim olan rampa sonuna doğru ciddileşiyor. Karşıdan da araba gelirse Z çizmek de mümkün olamıyor. Kimimiz itiyor, kimimiz pedallıyor. Ama sonunda hepimiz tepeye ulaşıyoruz.

 

Suyumuz da bitti. Alarko 4 Mevsim sitesinin güvenliğinde mataramızı dolduruyor, Demirciköy Mezarlığında Çelik Beyin kabrini kısa da olsa ziyaret edip arkadaşların yanına varıyoruz.

 

Çelik Gülersoy; hayatımda üç önemli insan varsa biri kendisidir. 70’li yıllarda heyecanlı bir genç, bir fotografçı olarak neler yapabiliriz diye yola çıkıp yolumuz TTOK’ye varmıştı. Çelik Bey elimizden tutup bize imkanlar sundu. Fotograflar çektik kurum adına... Ve benim fotografçılık serüvenim böyle başladı. (Foto-grafi = ışık ile çizmek anlamında. Ben ‘ğ’ ile yazmıyorum o nedenle.)

Çelik Gülersoy, 1930-2003



Gazete Duvar’dan Çelik Bey hakkındaki bir yazıyı paylaşmak istiyorum: 73 yıllık yaşamınızı İstanbul’a adadınız. Mesleğiniz hukuk, ruhunuz yaratıcı bir mimar, bir estetikçiydi. Terk edilmiş, yıkılmış viraneler, mezbele yerler sizin elinizde sihirli bir değnek değmiş gibi başka bir dünyaya dönüşüyordu.


Malta Köşkü, Sarı Köşk, Pembe Köşk, Beyaz Köşk, Çamlıca, Hidiv Kasrı, Yeşil Ev, Kariye Oteli, Büyükada Kültür Evi, Safranbolu Otelleri, Soğuk Çeşme Sokağı ve daha onlarcası betonlaşan bir kentte sevgilinin kitaplarda kurutulmuş kırmızı gülleri gibi yaşamakta.

 

Unutmadık. Fransa Cumhurbaşkanı Mitterrand bir Noel tatilini geçirmek üzere habersiz olarak Yeşil Ev’e gelmişti. Ayrıca bin odalı Madrid Sarayı'nın sahibi Kraliçe Sofia da dört-beş günlük tatilini yakınları ile birlikte Soğuk Çeşme Sokağı'ndaki bir pansiyonda geçirmişti, ve bu yerleri siz yaşama kazandırmıştınız.

 

İstanbul tarihi üzerine, kentin semtleri üzerine yazdığınız altmışın üzerinde kitap, kentteki değişiklikleri saptayan gravür yayınlarınız, Türkiye’yi anlatan ünlü Batı eserlerini ilk kez dilimize kazandırmanız unutulur mu? Ayrıca yüzlerce seçilmiş kitaptan oluşan Soğuk Çeşme Sokağı'ndaki “İstanbul Kitaplığı”. Yani tüm mal varlığınızı bağışladığınız o görkemli kütüphane.

 

Köklerinden-geçmişinden korkmadan Cumhuriyet devrimlerine bağlı Gülersoy, aramızdan bir yıldız gibi kayarken “Gelecek Yüzyıla Işık Tutan En Seçkin Beş yüz Avrupalıdan biri” olarak Avrupalılar tarafından ödüllendirilmiştir.

 

Ödülleri arasında İtalya (1976) ve Fransa (1980) Cumhurbaşkanları Şeref Nişanı ve Şövalye payesi, Boğaziçi, Karadeniz ve Anadolu Üniversiteleri Onur Doktorası, Malta Köşkü (1980) ve Yeşil Ev (1986) için “Europa Nostra” adlı kültür kuruluşundan yılın ödülü, İstanbul Belediyesi Teşekkür Beratı (1991) ve Kültür ve Sanat Büyük Ödülü (2001) ile Turizm Bakanlığı'ndan verilen “Altın Güneş “ödülü bulunmaktadır.


Demirciköy mola noktamız. Caminin yanındaki kahvede, çay (3-), soda (5-), tost ile besleniyoruz. Yolun karşısında bir yemekçi (LoopFood), üstelik de dondurması var. Telefonla arıyor, kilosunun 220-, topunun 19- lira olduğunu öğrenmemizle hemen koşup-almıyoruz elbette. Önce aramızda bir değerlendirme yapıyor sonra hanımlar kontrole gidiyorlar (...) Gelen numuneler gerçekten lezzetli. Mekan paranın hakkını veriyor. Bu arada İhsan da itirafta bulunuyor; yarım kilo dondurmayı bir oturuşta yerim diyor! Ne desem bilemiyorum...

 

Bundan sonra yolumuz Sarıyer’e. Demirciköy’ü geride bırakarak, uzundur gelmediğimizden yapılmış olan villa sitelere şaşarak, Kilyos yoluna bağlanıp araç trafiği içinde kalarak devam ediyoruz. İhsan’ın arka tekerinin inen havası bir patlak işareti, bu da ayriyeten kahve işareti. Havasını basa basa ancak Sarıyer’e inebiliyor. Orada tesadüfen bulduğu bir bisikletçide iç lastiği değiştiriyor, Sarıyer’de 16.20 vapurunu beklemek üzere kendimize yer arayışındayız. Öyle veya böyle sonunda sabah ki kahvede gene karar kılıyor, alınan ayçöreği ve simidi İhsan’ın ısmarladığı çay ve kahve ile lüpleyip vapur saatine 5 kala iskeleye ulaşıyoruz. Gelgelelim öylesine bir kalabalık birikmiş ki önünde, beleş olunca ipini koparan çıkmış sokağa. Gelen motordan inenlerin sonu hiç gelmedi sanki. Ancak bu arada da öğreniyoruz ki 16.20 gemisi arızalanmış 17’de gelecekmiş. Hoppala durumları! Bir 40 dakika daha beklemek işimize gelmiyor, ama İnci’nin işine geliyor, o kalıyor biz Beşiktaş’a pedal basıyoruz.

 

45 dakika sonra, 17.15’de Kadıköy’e gemi var. Hadi yetişelim diye asılıyoruz pedallara. Lakin yolların bazı bölümleri geçilir gibi değil. Yeniköy, Emirgan, Bebek, Ortaköy... buraları insan ve araç kaynıyor. Yürümek bile zor. O nedenle 17.15’e ulaşamıyoruz. Ancak burada da öğreniyoruz ki 17.15 gemisi arızası nedeniyle kalkmamış. Yani yetişmek işimize yaramayacakmış. Böyle arıza durumları pek olmazdı. Beleş olduğundan seferleri mi birleştiriyorlar?

 

20 dakikalık deniz yolculuğunda size, tüm gün kafa radyomda çalan Kübalı grubu dinleteyim; Havana D'Primera’dan Me Dicen Cuba. Yani Bana Küba Derler. Grup 2007’de şarkıcı, trompetçi ve besteci Alexander Abreu tarafından kurulup günümüzün en tanınmışları arasında.

 

Karayip adası Küba, bugün bildiğimiz kadarıyla Latin müziği üzerinde büyük etkiye sahip olmuştur. Köle ticaretinin karanlık tarihi nedeniyle ve Avrupalılar tarafından Amerika’nın kolonileşmesi ve nüfusunun çeşitliliği için uluslararası bir liman olarak hizmet veren Küba, karanlık siyasi geçmişinin yanı sıra zengin bir müzik tarihi de geliştirdi. Salsa’dan Contradanze’ye, Rumba’dan Conga’ya, 1492’deki keşfinden bu yana Küba’dan ortaya çıkan türler, Latin müziğini bir bütün olarak şekillendirmeye, dünya çapında ve dünyadaki müzik sahnesine güvenilirlik ve çeşitlilik kazandırmaya yardımcı oldu.

BoşLevha



Kadıköy’de İhsan’ın peşine takılıp Nautilus’un orada ayrılıp evin yolunu tutmaktayız. Kozyatağı alt geçidinde para çekerken e-bisi nedeniyle tanıştığımız Rıdvan Bey ile 15 dakika, onun turları bizim turlarımız, elektriklinin avantajları vs., ayak üstü sohbet edip varışımız 8 oluyor.



















Keşif Turları; Demirciköy: Dudullu-Beylerbeyi-Çubuklu-(gemi) İstinye-Sarıyer-Havantepe-Rumelifeneri-Uzunya koyu-Demirciköy-Sarıyer-Beşiktaş-(gemi) Kadıköy-Dudullu

 

Tur tarihi: 12 Temmuz 2022
Alınan yol: 102,32 km
Ortalama hız: 17,6 km/s
Bisiklete biniş süresi 5 sa. 48 dk, dışarıda geçen süre 12 sa. 5 dk 
En yüksek sıcaklık 34 ˚C, en düşük 22 ˚C, ortalama 25,7 ˚C
Yükselti kazancı (çıkış) 2105,9 m, kaybı (iniş) 2074,7 m
En düşük yükselti 0 m, en yüksek 228,8 m

 

Garmin yol bilgileri Keşif Turları; Demirciköy

 

Relive yol bilgileri Keşif Turları; Demirciköy























































4 Temmuz 2022

bisikletle Poyraz – Anadolufeneri


 

Turdan döndüğümden beri, yani 3 haftadır ilk bisiklete bineceğim. Nedense bir tembellik vardı üzerimde, temizliğini bile yapmamıştım velespitin. Neyse, bu gezi yapılmamışları yapmak için bir neden oluyor.

 

Arkadaşlarla buluşmak üzere sabah 7 buçuğu az geçe evden çıkıyoruz. Sabahın serinliği nefis. Yüksüz bisiklet de başta bana hep tuhaf gelir. Sanki her tarafı dingil dingil oynuyormuş gibi. Yüklü bisikletin ayrı bir keyfi vardır. Yola sağlam oturur, kolay sallanmaz/sarsılmaz rüzgarın karşısında, tank gibidir, yerinden kımıldatamazsın...

 

Bugün Poyraz, oradan Anadolufeneri üzerinden Kaynarca ve Zerzevatçı-Acarlar-Kavacık-Anadoluhisarı-Beylerbeyi yapacağız. 8.15 gemisiyle Beşiktaş’a geçmek üzere Kadıköy iskelesine, kalkışa 2 dakika kala varıyoruz. İhsan ve Mehmet binmişler bile. Sürpriz olarak eskiden sıkça birlikte pedalladığımız Serhan ve iki arkadaşı (Senar ve Melih) da var.

 

20 dakikalık yolculuk sonrası Beşiktaş’ta, çadırlı gezimizi birlikte yaptığımız Nevra’yı görmek de günün hoş sürprizlerini ikiliyor. Barbaros heykelinde bizi bekleyen Nurhan’ı da alıp bastığımız gibi pedallara Sarıyer’e doğru yola çıkıyoruz.

 

Geçenlerde şaşıracağınız, yok hiç şaşırmayacağınız bir değerlendirme okudum: Türkiye’nin ekilen alanı Hollanda’nın yaklaşık 22 katı, ama Hollanda 2021’de 118 milyar dolar tarımsal ihracat yapmış. Türkiye ise sadece 25 milyar dolar. Kısaca Türkiye’de tarımda çalışan birinin verimlilik düzeyi Hollanda’nın %17’si kadar. Bunun temel nedeni ise Hollanda’nın bilim ve teknolojiyi tarımla buluşturmasından kaynaklanıyor. Bunun karşısına bir de AA’nın haberini koyalım: Merkeze bağlı Sazakşeyhler, Yuva, Çanakçılar ve Sazakkınık köyünde oturanlar, ilkbaharda bölgeye çok fazla yağış düşmemesi nedeniyle yağmur duası yapmaya karar verdi. İlk başta dua okuyarak köylerinin çevresini dolaşan vatandaşlar, daha sonra Sazakşeyhler köyü girişindeki mezarlıkta yazın bol yağışlı geçmesi için köy imamı eşliğinde yağmur duası yaptı. İşte Batı’nın bizi neden kıskandığının kanıtı. Hele bir uzaya gidelim, çatlayacaklar kıskançlıktan!

 

Gelmeyeli-görmeyeli Sarıyer yolunda değişiklikler var. Yeniköy tarafı, tek şerit tamimiyle kazılmış, ne döşüyorlarsa geçiş sıkıntılı. Ama iskeleye varışımız zamanında. Kalkışa daha yarım saat var.

 

Sarıyer Börekçisinden alınan kahvaltılıklar –bu arada su böreğinin kilosu 140 lira olmuş. Şaşa kaldım. Ama olsun, kıskanıyorlar ya, önemli olan onları çatlatmak-, çekilen aile fotosu ve gelen motora biniyoruz. 

 

Yani senelerdir şu biniş-iniş işini doğru dürüst düzenle(ye)mediler. Anlaşılır gibi değil! 5 basamaklı bir demir merdiveni yanaştırıyorlar ve bıraktım bisikletleri, tekerli sandalye ile gelen-puseti olan, altı okka, karga tulumba edilip tekneye alınıyor. Böylesine bir ilkellik nasıl olur da halen idarecilerin gözüne batmaz?

 

Yarım saatlik nefis bir deniz yolculuğu sonrası Poyraz köye ayak basıyoruz. Tepedeki kahvelere çıkmadan önce Firu’yla bir kıyı turu atalım. Çok güzel platformlar yapılıp lokantaların masaları yerleştirilmiş. Genişlemiş önleri. Daha tam bitmemiş gölgelikler üstlerinde. Plajı ücretsiz. Şezlong istersen parasıyla. 

 

Kuruluş tarihi altı yüzyıl öncesine kadar giden Poyrazköy’e ilk yerleşenlerin Cenevizlilerin olduğu tahmin edilmektedir. Köye daha sonra Bizanslılar gelip yerleşmiş ancak köyün Osmanlı hâkimiyetine geçmesinin ardından Trabzon ve Rize’den getirtilen insanlarla birlikte çehresi değişmiştir. Köyde bulunan Poyraz Kalesi de yine aynı dönemlere aittir. Kara kısmından çok az bir bölümü görülebilen kale askeri amaçlar için kullanılmıştır...


Aldıklarımızla kahvaltımızı ederken sohbet de derinleşiyor, yeni arkadaşlarla kaynaşmaktayız. Bisiklet dostluğu kolay kuruluyor. Bu arada burada da çaylar 7 lira, büyük 10 lira olmuş. Bu rakamlara alışamadım bir türlü. Madeni paranın bir değeri kalmadı. Neydi o, 2005’de altı sıfırı attıklarında 1 kuruş bile vardı ve marketlerde para üstü olarak veriliyordu. Bugün ise 500 TL’lik banknot ve 5 TL’lik madeni paralar basmak için hazırlıklara başlandığı söyleniyor.

 

Poyraz’da yarım saatten fazla oturduk. Sonra da kahvelerin yanından dimdik bir yokuştan tepedeki otobüs durağına çıktık. Karşıdan gelen araç olmazsa sorun yok bu yokuşta, ancak öyle bir gelirler ki, durma/yol verme nezaketi/düşüncesi göstermezler.

Kabak Koyu, Fethiye

Bundan sonrası son derece keyifli geçti. Anadolufeneri yoluna kadar hafif hafif çıkılsa da sonrası iniş. YSS köprü yolunun üstünden geçerek yeşilliklerin arasından pedal çevirmeden gidilir. Zaman zaman toplu, zaman zaman da ferdi sürerek, feneri görmek isteyen olmadığından devamla Kabakoz plajını geçip Kaynarca’ya. Buraları sanırım tamamen Karadenizliler tarafından işgal edilmiş. Çevre görünümü ve kulağımıza gelen müziklerle kabak gibi ortada durum. Galiba bu “kabak gibi” lafı bu işi anlatmaya uymadı. Daha çok ”tek kalmak, ortada kalmak” gibi kullanılmıyor mu? Kabak’la ilgili ne çok deyim vardır: Kabak tadı vermek / Aynı kabağa üflemek / Kabak başına patlamak / Kabak çiçeği gibi açılmak / Kabak kafalı / Kabak çıkmak / Kabak gibi..., aklıma ilk gelenler. Kabak çeşitlerini de konu edersem iş uzar, en az 15 çeşidi var. Son olarak, Fethiye’nin Kabak Koyu’nu bilir misiniz? Ölüdeniz’in 16 km doğusunda. Karadan ulaşımı zahmetli olan, denizden gidilen, pek çok da kamp alanı bulunan muhteşem bir koy.

 

Geldik mi Kaynarca rampasına? %18’i gösterir. Çok zevklidir, performansını ölçmen için 1e1. Çıkarsın veya itersin. Hiç önemli değil. Önemli olan yolda olmak..., demezler mi? 

 

Sonrasında Zerzevatçı köyüne kadar, biraz Riva yolundan geçerek, bahçelerin, tezgahların arasından sürdük. (...) Zerzevatçı’da da değişikler olmuş. Bazı yerler yıkılmış, oturduğumuz kahvenin görünümü değişmiş, tadilat görmüş. Neyse, burada da ikinci molamızı veriyor, kimimiz limonata (10-), kimimiz ayran (7,5), kimimiz de çayla (2,5) tazelenip Acarlar yokuşunu çıkmak üzere hazırlanıyoruz.

 

Zaman zaman dağılarak sonra bekleşip tekrar buluşarak geldiğimiz Kavacık’ta artık trafiğin içindeyiz. Upuzun bir yokuştan inip Anadoluhisarı’ndan Beylerbeyi’ne varıp ayrılma noktasına ulaşıyoruz. Bizler İhsan ile Nakkaştepe üzerinden, diğer arkadaşlar Üsküdar yönüne doğru devam ediyorlar.

 

Biz evin yolunu tutarken siz de Tindersticks’in 2020’de Nantes’da “Le Lieu unique” Çağdaş Sanat Merkezi’nde verdiği konseri dinleyin/izleyin… Trees Fall

 

Nottinghamlı İndie Rock topluluğu Tindersticks, 1991 yılında kuruldu. Solist Stuart A Staples kariyerine solo olarak devam etme kararı alana kadar grup toplam altı albüm kaydetti. 2006 yılında yeniden bir araya gelen grup, bir sonraki sene bu beraberliği kalıcı bir düzeye taşıdı. Tindersticks aynı zamanda birkaç kez film müziği de hazırladı. Grubun tınısı orkestral altyapılar, Lounge Jazz ve Soul etkileşimleriyle kimlik kazanıyor.  

Equinox





























bisikletle Poyraz–Anadolufeneri: Dudullu-Kadıköy-(gemi) Beşiktaş-Sarıyer-(gemi) Poyraz-Anadolufeneri-Kaynarca-Zerzevatçı-Kavacık-Anadoluhisarı-Beylerbeyi-Dudullu

 

Tur tarihi: 3 Temmuz 2022
Alınan yol: 83,04 km
Ortalama hız: 17,1 km/s
Bisiklete biniş süresi 4 sa. 50 dk, dışarıda geçen süre 9 sa. 5 dk 
En yüksek sıcaklık 39 ˚C, en düşük 24 ˚C, ortalama 29,4 ˚C
Yükselti kazancı (çıkış) 1431,7 m, kaybı (iniş) 1425,5 m
En düşük yükselti 0 m, en yüksek 252,2 m

 

Garmin yol bilgileri bisikletle Poyraz–Anadolufeneri

 

Relive yol bilgileri bisikletle Poyraz–Anadolufeneri