29 Temmuz 2018

[bisikletle]Türkiye: Kommagene Krallığı (Elazığ II)

27 Temmuz 2018, Cuma / Elazığ II (20. gün)

İyi ki doğdun Firuzan’cım...

Öyle rahat uyumuşum ki 7 buçukta uyandım. Vay be... Elazığ’daki ikinci günüm olacak. Acelem yok. Akşam yazmadığım yazıyı sabah yazıyorum. Ne olmuş ne bitmiş diye baktığım tabletten TC-ABD ilişkilerinin gerildiği okunuyor: ABD’den ev hapsinde tutulan rahip Brunson için açık tehdit geldi “Ağır yaptırım uygularız”. Sonra 11 gibi çıkıyorum odadan ve Fadime Hanım’a teşekkür etmek için Genel Müdürlük binasına gidiyorum. Ancak bugün de yakalayamıyorum kendisini. Bir yakını için hastaneye gitmiş.

Hava sıcak, gölgeden yürümek için sokak aralarındayım. Elazığ kalabalık bir şehir. Seviyorum burasını. Bu gelişimde daha iyi tanımaya çalışıyorum. Yol beni dün uğradığım Harman isimli dükkana getiriyor. 10 kiloluk bir sipariş verdim: Erişte, pirinç, bulgur, tarhana, kuru elma, kuru yeşil fasulye gibi şeyler. Kargo dahil 163 lira tuttu. İstanbul’da bunları tüketirken buraları hatırlayacağım.

Bir simit ve çayla biraz gölgede dinlenip sonra Harput minibüsüne biniyor 2 liraya çıkıyorum tepeye. Harput güzel bir yer, Elazığ burada kurulmuş, sonra aşağıya inmiş. Tüm tarihi yerler burada, kale, camii, türbe vs... Benim de Hüsnü dedem vaktizamanında buraya padişah tarafından sürgüne (Menfa derdi babaannem.) gönderilmiş. Böyle de bir yeri var ailemde.

Surp Hagop İlkokulu 
öğrencileri, 1911
Kharberd Vilayeti / Elazığ / Elyızıg / Elazık / Elyazig / Kharberd / Kharberd Eyaleti / Kharbud / Kharput / Kharpert / Harput / Khurput / Karberd / Harberd / Harbut / Khızniziat / Hısn Ziat / Hısn Ziyat / Hisn Ziad / Hisn Ziat / Hisn Ziyad / Hisn Ziyat / Mamuret-el-Aziz / Mamuret-ül-Aziz / Mamuret-ül-Eaziz / Mamuret-ul-Aziz / Mamur-ul-Aziz / Memuret-al-Aziz / Karput /: Karput Eyaleti (Vilayeti) Batı Ermenistan’ın Fırat ve Murat Su nehirlerinin ovasında bulunan eyaletlerinden biri. Mets Hayk’ın Çorrord Hayk /Tsopk/ ve Poqr Hayk’ın Yerrord Hayk bölgesinin bir kısmını tutar. Kharberd Vilayeti, Batı Ermenistan’ın altı eyaletinden biriydi. Ermeni kaynaklarında paşalık olarak da geçer. 1878 tarihinde oluşmuştur. İdare merkezi Mezire (şimdiki Elazığ) şehriydi. Vilayet, bu kentin eski adıyla Memuret-ül-Aziz, Yakınçağ’da ise Elazığ denmiştir. Kuzeydoğuda Erzurum, doğu ve güneyde Diyarbakır, kuzeybatıda Sebastya (Sivas), güneyde Halep, güneybatıda Adana Vilayeti Maraş Sancağı’yla sınırdaş idi. Kharberd (Harput), Dersim (Tunceli) ve Malatya vilayete bağlı sancaklardı. 1830’lu yıllara kadar toprakları önce Sebastya (Sivas), sonra da Diarbekir (Diyarbakır) Vilayeti’ne dahildi. 1880’li yıllarda ise Kharberd (Harput) Vilayeti kurulur ve Balu, Arğınamağen, Arzni, Cermuk, Çınkuş ve Severek sancakları Diarbekir (Diyarbakır) Vilayeti’ne geçer. Vilayet vali tarafından yönetilirdi.

Öğlen oldu bile, bakalım buradaki lokantalarda ne var yemek olarak. Tabii ki her şey etli, bana uymuyor. Biraz dolanıyor, ikram bir dibek kahvesi içiyorum. Merkezde de tanıtımı var bunun. Pek matah değil. 250 gr.lık paket 20 lira. Bugün cuma nedeniyle otopark araba dolu. Herkes burada mı kılmayı  seviyor?

Firuzan’ın telefonu nem kapmış, devre dışı. Başka bir telefon bulmuş, yeniden ulaşılır vaziyette. Bugün doğum günü. Önce işyerinden arıyor, sonra cepten ulaşıyorum. Aynı anda cami de boşalıyor. Bu ne kalabalık böyle? Anlaşılan Harput revaçta cumaları.

Harput Amerikan Koleji
19’uncu yy.da Harput oldukça kalabalık bir nüfusa sahip. Sadece gayrimüslimler değil, ecnebiler de var. Bunların arasında Amerikalılar, burada konsoloslukları bile bulunmakta. Hele bir Amerikan Koleji de var ki hikayesi pek bir ilginç: Elazığ halkı arasında Harput Amerikan Koleji, Amerikalı misyonerlerce Euphrates College, Ermenilerce de Yeprad Golechy olarak bilinen Fırat Koleji, American Board görevlisi misyoner Dr. Crosby H. Wheller tarafından 1878 sonbaharında Harput'ta Şehroz mahallesinde açılmıştır. American Board veya American Board of Commissioners for Foreign Missions (ABCFM) 1810’da Amerika'nın Boston eyaletinde örgütlenen bir misyonerlik teşkilatıdır. Bu teşkilat Osmanlı topraklarında 1820’den sonra faaliyetlerine başlamıştır. Robert Koleji’ni (1863) kuran aynı misyonerlik teşkilatıdır. Temel eğitim kurumları (eğitim hizmeti) haricinde, kilise (dini hizmet), yetimhane (sosyal hizmet), hastane (sağlık hizmeti) ve matbaa (basın hizmeti) açarak farklı alanlarda da faaliyetlerini etkin bir şekilde yürüterek halka her alanda nüfuz edebilmişlerdir. Osmanlıda, American Board'un Misyonerlik için en önemli enstrümanı, temel eğitim kurumları olmuştur. Bu teşkilat Harput'ta aynı enstrümanları kullanmışlardır. Kendi raporlarına göre her kademede iyi yetişmiş zeki Hıristiyan liderler yetiştirmek gayesiyle okullar açmışlardır. Başlangıçta sadece erkek öğrencilere eğitim veren Kolej (1878), daha sonra ayrı bir binada Kız Koleji’nin (1881) açılmasıyla, kız öğrencilere de eğitim vermeye başlamıştır. İlk ismi Ermeni Koleji’dir fakat Osmanlı hükümetinin isteğiyle Ermeni Koleji ismi 1888’de Fırat Koleji olarak değiştirilmiştir. Kolej (Erkek Koleji) her ne kadar 1878 yılında açılmış olsa da Kolej’in temelleri, Misyonerlerce 1855’de kız ve erkeklerin birlikte ders görebilecekleri bir Protestan okulunun kurulmasıyla başlamıştır ve zamanla; 1859’da
erkekler için Ruhban Okulu (Theological School) 1862’de ise kızlar için
Ruhban Okulu (Seminary School) açılmıştır. 1862’de İstanbul’da toplanan
Yabancı Misyon Amerikan Heyeti, İstanbul’da eğitilen gençlerin Anadolu 
içlerine gitmeme isteği içinde olduklarının farkına vararak, misyonerleri
zorlamaktansa, Anadolu’nun iç kesimlerinde de tam teşekküllü kolejler
kurarak, buralardan yetişecek yerli Ermeni gençler ile yeni bir kaynak
arama yoluna gitmiştir. Bu sebeple 1875 yılında yeni bir koleje ihtiyaç
duyuldu. Koleji kurmak için gerekli izni almak ve para temini için Amerika’ya giden Dr. Wheeler kolej için 140.000 dolardan fazla bir
para topladı. Yerli Ermeniler ise 40.000 dolar toplamışlardı. Böylece kolejin açılması için 180.000 dolardan fazla bir para toplanmıştı. Yapılan hazırlıklardan sonra 1878 sonbaharında Ermeni Koleji açılmıştır. Kolej 1915 yılına kadar yaklaşık 600 öğrenci mezun etmiştir. O dönemde Harput'ta Amerikan konsolosluğu da bulunmaktaydı. Konsolosluk ve misyonerler aracılığı ile birçok Ermeni vatandaşımız Amerika’ya gönderilmiştir. O dönemlerde Amerikan Koleji’nin haricinde Harput'ta bir de Fransız mektebi vardı. 1. Dünya Savaşı sırasında kolej binaları önce askeri eğitim kampı, sonra da askeri hastane olarak kullanılmış, Cumhuriyetin ilanından kısa bir süre sonra da resmi olarak kapatılmıştır. Okul binalarından günümüze kalan yapı yoktur.

Şefik Gül Kültür Evi’ni geçen gelişimde görememiştim. Bugün açık günüymüş. Bu fırsatı değerlendiriyorum. Tarihi kimliğine uygun olarak onarılmış ve 2005 yılında “Müze Ev” olarak hizmete açılmış. Geçmişi 19. yüzyılın başına dayandığı söyleniyor. Güzel bir bina. Çok büyük değil, sempatik. İki katlı, bir bahçesi ve avlusu var. Etnografik eşyalar ve fotolar sergilenmekte. Böyle mekanlara hayalimde yerleşirim. Benim olsaydı nasıl yaşardım diye düşünürüm. Avlusunda gölgede dinleniyor, dalıp gidiyorum. Hayallerimin arasında neredeyse gözlerim kapanacak. Öyle bir rehavet çöküyor ki üstüme sormayın.

Ardından el işlerinin sergilendiği, satışa sunulduğu binaya da bir göz atıp merkeze dönmekteyim. Minibüste bir hanımla oğluna ilişkin sohbet ediyoruz, beklerken. Artvin’de üniversitede işe başlamış. Evlendirin beni diyormuş. Biraz çekingen bizim oğlan diyor annesi.

Son durağı beklemeden iniyor yürüyerek devam etmekteyim. Yemek işini gene dünkü yerde yapacağım, Elet Beyzade Sofrası. Bugün ne varmış? Az az şakşuka, bulgur, yoğurt ve ayran çorbası. Dün az almıştım, bugün tam istiyorum çünkü nefisti. Soğuk, Gazpacho gibi. İkram salata ve su ile 22 lira tutuyor yediklerim. Bu arada Gazpacho’yu da çok severim. Endülüs İspanya’sının, çiğ sebzelerin çekilip buzdolabında bekletilerek soğutulan nefis şifalı çorbası. 7 gün süreyle günde iki kez içildiğinde vücuda yaptığı tedavi edici mucizevi etkisi, bilinen birçok ilaçtan kat kat fazla olduğu söylenir. 

Zahireci Yavuz Bey bugün de dönmemiş. Göremeyeceğim demek ki kendisini. Firu taburelerden istiyor. Bir bakayım nerede satılıyor? Yavuz Beyin çalışanı beni ara sokaklardan geçirerek bir üreticiye götürüyor, Çakmak Ticaret. Marangozhane burası. Dizili vaziyette tabureler var. Üç farklı fiyattalar: 30-35-40. Aralarındaki fark malzemesi diyor marangoz Hüseyin Bey, indirime de hiç yanaşmıyor. Şimdi nasıl yollanır bunlar İstanbul’a? Hüseyin Bey pek bir isteksiz, suratsız da diyebilirim. Fazla samimiyet göstermiyor, paketlemeye yardım konusunda da hiç oralı değil. Ayrılıyorum yanından, düşün taşın kaşın durumları. Gidip yiyecek aldığım Harman baharatçısına soruyorum: “Acaba bunları da kargoya dahil edebilir miyiz?” Getirin deyince gene marangoza geri dönüp 40’lıktan iki tane alıyor, Elazığ sokaklarında taburelerle ilgi odağı oluyor, Harman güzelce paketliyor, kargo da 70 lira istiyor. 150’ye mal oluyor ikisi. Beğenir umarım Firu hediyesini. 

Sıcakta git gel terletti. Sokaklar da kalabalık, sıkışık. Cuma’dan dolayı dilenciler de piyasaya çıkmışlar. Şöyle dolandıktan sonra gene Lavazza kafeye uğrayıp dünkünün aynısını ısmarlıyorum. Önce doppio espresso, sonra sıkma portakal suyu. Ama peş peşe değil. Mekan güzel, internet de var, telefonda oyalanarak uzunca bir vaktimi burada geçirdim. Koltuklar muşamba ama, adamın kıçı terliyor, ıslanıyor. Ancak başka yer bulamadım kendime, burasını sevdim 1x :)) Servis yapan hanım kız sonunda bana bir çay ısmarlıyor. Gidin anlamında değildir herhalde :)) 

Saat yedi olmuş. Yavaş yavaş DSİ’nin yolunu tutayım. ÖE’nin önündeki havuzlarda fıskiyeler çalışıyor, güzel bir serinlik veriyor. Büyükçe bir meydan gençlerle dolu: Bisiklet, paten, kay kay... Bolca. Yarı İngilizce yarı Türkçe marketler zinciri. Elazığ renkli bir ilimiz. DSİ’de iki günlük konaklama bedeli 104 lirayı karttan çektiriyor ve odaya girer girmez ilk iş duşun altına girmek oluyor. Soğuk su çok iyi geldi. Diriltiyor adeta. Yapılması gereken bürokratik işlerde son güne kalmayayım, şişer internet diye bilgisayardan GV ikinci taksitini gene de uzun uğraşlar sonucu ancak ödeyebiliyorum.

Gezegenimizin tek uydusu olan Ay'ın kızıl görüntüye bürüneceği Kanlı Ay Tutulması bugün bu gece. Ben de saati geldiğinde DSİ’nin bahçesine çıkıyorum. Benim gibi meraklı 3 genç hanım da yüzlerini gökyüzüne dönmüş izlemekteler. Dolunayın üzerine ağır ağır dünyanın gölgesi düşmekte... Ve tamamlandığında, bulunduğumuz coğrafi konum buna çok uygun olmasa da kızıl bir renk görülüyor. Böylesi olaylara sık denk gelinmiyor. İki güneş tutulması izlemiştim. İlkinde müthiş heyecanlanmıştım (Kurucaşile, 11.08.1999), ikincisinde tecrübeliydim (Side, 29.03.2006). Tekrar görme şansı sanırım bu seferki yaşamımda ol(a)mayacak! Artık bir daha dünyaya gelirsek, o zamana kalıyor :))

Kanlı Ay Tutulması Dünya'nın gölgesinin Ay'ı tamamen karanlığa bürüyerek Tam Ay Tutulması yaşandığı zaman gerçekleşir. Bu esnada Dünya'da Güneş'in yeni doğduğu ve battığı yerlerdeki Güneş ışıkları Ay'ın yüzeyine ulaşır ve bu sebeple Ay kırmızı görünür. Ay, Dünya etrafındaki bir tam turunu yaklaşık 27 günde tamamlar ve 29,5 günde döngüsünü gerçekleştirir. Ay'ın iki döngüsü arasındaki farkları, Ay'ın, Dünya'nın ve Güneş'in Ay yörüngesi sırasında değişen göreli konumu sebebiyle ortaya çıkar.

Hava sıcak, gölgeden yürümek için sokak aralarındayım. Elazığ
 kalabalık bir şehir. Seviyorum burasını. Bu gelişimde
 daha iyi tanımaya çalışıyorum.


Oldukça rahatlar.

Çınar Ağacı 300 yaşında, Harput

Harput


Şefik Gül Kültür Evi, Harput






Buzluk

Buzluk

Şorşor

Şorşor

Mezre





Avlusunda gölgede dinleniyor, dalıp gidiyorum. Hayallerimin
 arasında neredeyse gözlerim kapanacak. Öyle bir
 rehavet çöküyor ki üstüme sormayın.

Elet Beyzade Sofrası

Elazığ

Harman İçi


ÖE’nin önündeki havuzlarda fıskiyeler
çalışıyor, güzel bir serinlik veriyor. 

Büyükçe bir meydan gençlerle dolu: Bisiklet, paten, kay kay... 

Yarı İngilizce yarı Türkçe marketler zinciri.

Gezegenimizin tek uydusu olan Ay'ın kızıl görüntüye 
bürüneceği Kanlı Ay Tutulması bugün bu gece.




21. gün (devamı) Elazığ-Kale – 19. gün (öncesi) Keban-Elazığ




[bisikletle]Türkiye: Kommagene Krallığı

Erzurum-Aşkale = 52,86 km

Aşkale-Bayburt = 77,09 km 

Bayburt-Kelkit = 83,50 km

Kelkit-Erzincan = 72,25 km 

Erzincan-Kemah = 53,05 km 

Kemah-İliç = 66,35 km

İliç-Divriği = 77 km

Divriği-Arapgir = 82,06 km

Arapgir-Keban = 43,15 km 

Keban-Elazığ = 49,81 km

Elazığ-Kale = 58,10 km 

Kale-Pütürge = 64,11 km



Nemrut-Kahta = 46,72 km

Kahta-Adıyaman = 34,64 km

Adıyaman-Gölbaşı = 66,34 km 





Kadirli-Kozan = 35,91 km

Kozan-Feke = 46,82 km

Feke-Saimbeyli = 33,29 km 


Tufanbeyli-Tomarza = 74,90 km

Tomarza-Develi = 30,76 km

Develi-Talas = 44,33 km

Talas-Kayseri = 14,68 km



28 Temmuz 2018

[bisikletle]Türkiye: Kommagene Krallığı (Keban-Elazığ)

26 Temmuz 2018, Perşembe / Keban – Elazığ, 50 km. (19. gün)

Akşam erken gözlerim kapandı. O nedenle de erken uyanıyor oyalanmadan hazırlanıp EÜAŞ misafirhanesinden yola çıkmam 6.50 oluyor. Havada güzel bir serinlik var. Keban barajının dev su tutma duvarı solumda kalacak şekilde nizamiyeye doğru inen yokuştan kayıyorum. Güneş arkamda, gölgem yolun üzerine uzanmış vaziyette, benden önce gidiyor. Nehrin üzerinden geçen köprüde bir kaç kişi balık tutma hazırlığında. Sağdan Keban ilçesine gidiliyor, dün minibüs buradan sapmıştı. Bir hayli da dik bir yokuş vardı. Keban ÖE’yi de ilçe girişinde görmüştüm. Ama ben soldan, barajın karşısına gelen yoldan tırmanıyorum. Doğu yönündeyim şimdi. Fırat güçlü akmakta, barajın serbest bıraktığı sular girdaplar yapmakta. %8-9 gibi çıkıyor yolum. Düzlüğe geldiğimde, sanırım burası Yukarı Çarşı dedikleri mahallenin devamı olsa, bazı büfeler, çayevleri ve lokantalar var.

Barajının sol sahil kısmında meydana gelen çöküntü sonucusızan suların çıktığı Çırçır Şelalesi denilen, balık lokantalarının olduğu mekana geldim. Balık çiftlikleri de kurulmuş şelale suları üzerinde. Zaten Keban’da alabalık üretimi bolca yapılıyor.

Yol düz, bugün Elazığ’a gidiyorum. 45 kilometre kadar, fazla zorluğu yok. 25 kilometre boyunca yükseleceğim. 750 metre rakımdan 1400’e çıkılacak, sonra inilecek. Trafiği fazla olmayan, daha çok bana doğru gelen duble yol. Asfaltın durumu iyi, sıkıntı yok. Güvenlik şeridi bazen var bazen kayboluyor. Sağımda dağlarda dev elektrik direkleri ve kabloları Keban’ın ürettiği elektriği taşımakta. İstanbul’da elektrik kesilirdi, Keban hatlarında arıza denilirdi. Türkiye’nin 2. büyük barajı ve yapıldığında tek başına elektriğin %20’sini üretmekteymiş.

6,4 kilometre geride kalmış, saat 7.25. 850 metredeyim, %5 ve Eco’yla çıkıyorum ama yolum uzun değil, niye Normal’e geçmeyeyim? Tasarruflu gitmenin anlamı yok, gezdirmek için taşımıyorum herhalde bataryaları diyerek bir kademe desteği yükseltiyorum. Bu da hızımı en az 3 km artırıyor. En önemli etkisi, hızlandıkça canlanıyor, sen de daha kuvvetli basıyorsun. Karşılıklı avantaj.

[e] 11,5 km/07.43/%20 harcandı. 979 metreye geldim bile. Rahat bir rota. Son günlerde peş peşe üç gün sıkı tepeleri aştıktan sonra bu çerez gibi geliyor. İyi de oluyor, arada sert arada yumuşak parkurlar. Ama Nemrut için gene tırmanışlar gelecek. Zaten bu coğrafyada dağlardan kaçış yok. [e] 16,3 km/08.08/%40 harcandı. Yükselmeye devam, 1155 metre. Etrafı seyrediyor, kafamda çalan radyoda kanal arıyorum ama aynı parça takılı kaldı: Wishbone Ash’den Leaf and Stream. 1972’de çıkmış Argus albümünden. O günlerde olduğu gibi bugün de keyifle dinleniyor. Akustik gitarların eşliğinde...


İlk albümünü kurulduğu yıl olan 1970'de kendi adıyla yayınlayan Wishbone Ash, özellikle blues tarzı gitar melodileri ile jazzvari davulları ile ilgi çekti. Kullandığı çift gitar partisyonları ile, hard rock ve heavy metal’in temel yapısını oluşturdu ve başta Iron Maiden, Scorpions, Judas Priest gibi gruplara ilham kaynağı oldu. 1971 yılında “Pilgrimage” albümünü çıkaran grup, 1972’de en önemli albümü olan “Argus”’u yayınladı. Adları her zaman Led Zeppelin ve Deep Purple ile birlikte anılmaya başlanan grup, 1985 yılına kadar hiç ara vermeden her yıl birer albüm yayınladı.

Peki Argus isminin anlamı ne? Argus, tahmin edeceğiniz gibi bir mitolojik varlığın adı elbette. Yunan mitolojisinde yer alan bu varlığın hikayesi ise bir hayli ilginç. Ancak bu hikayeyi anlatmak için önce konumuzla oldukça ilgili olan bir başka mitolojik karakter olan İo’nun hikayesinden kısaca bahsetmek çok daha doğru olacak: Tanrılar tanrısı Zeus, bir gün, İo adında bir kadına aşık olur. Ancak eşi tanrıça Heraonun gözünü o kadar korkutmuştur ki İo’nun yanına yaklaşamaz bile. Bu yüzden bir gün İo’yla buluştuğu fark edilmesin diye dünyanın üstünde kapkaranlık bir bulut yaratır. Böylece ne İo’nun ne de kendisinin kimse tarafından fark edilemeyeceğini düşünür; fakat Zeus, karısının zekasını hafife almıştır. Daha güneş batmadan dünyayı böylesine bir karanlık kapladığını gören Hera, kocasından kuşkulanır ve onu her yerde aramaya başlar. Önce göklere bakar. Zeus’u bulamaz. Yeryüzüne bakmak ister; ancak karanlıktan hiçbir şey görünmemektedir. Siniri oldukça artan Hera, kara buluta çekilmesini emreder. Bunu fark eden Zeus, Hera’nın onları yakalamasına fırsat vermemek için bulutların çekilmesine ve Hera’nın onu görmesine az kala zavallı İo’yu bir ineğe çevirir. İşte tam o sırada Hera, Zeus’u fark eder ve onun yanına gelir. Görünürde sadece Zeus ve bir inek bulunmaktadır ve bu durum oldukça şüpheli görünmektedir. Zeus, Hera’ya ne söylediyse, ne diller döktüyse de yaranamaz. Ona ineğin aniden ortaya çıktığını, orada ne aradığını bilmediğini söyler. Ancak, Hera durumu bilmese de bu inekle ilgili garip bir durumun olduğundan oldukça şüphelenmektedir. Bu nedenle ineğin güzel bir inek olduğunu ve Zeus’tan ineği kendisine armağan etmesini ister. Çaresiz kalan Zeus’ta bunu kabullenir ve zaten bir şekilde ineği geri alırım düşüncesiyle İo’yu Hera’ya verir. Ancak Zeus yine Hera’nın kıvrak zekasını hafife almıştır. İneği alan tanrıça, başına bekçi olarak gelmiş geçmiş en iyi bekçiyi tutmuştur; Argus’u.
Peter Paul Rubens - 
Mercury and Argus, 1636-1638

Argus yüz gözü olan insanımsı bir devdir ve hiçbir zaman gözlerinin hepsini aynı anda kapamamaktadır. Hatta uyurken bile en azından bir gözünü mutlaka açık tutar. Bu nedenle insanlar ona her şeyi gören anlamına gelen “panoptes” ismini takmışlardır. Argus hakkında anlatılan pek çok efsane de vardır. Pan’ın şehri olan Arkadia’yı neredeyse yok etmekte olan bir boğayı nasıl yok ettiği ve Yunan Mitolojisi’ndeki çoğu yaratığın annesi olan Echidna’yı nasıl öldürdüğü dilden dile dolaşır. Dolayısıyla gücü efsanelere konu olan Argus, tüm gözlerini Zeus’un biricik sevgilisine dikmişken, Zeus’un fark edilmeden İo’yu geri alması için hiçbir şansı yoktur. Ayrıca Hera, Argus’a çok değer de vermektedir. Dolayısıyla ineği kaçırmayı düşünen Zeus, Argus’a zarar verirse Hera’nın ona yapacaklarından korkarak Argus’a yanaşamamaktadır. Bu nedenle de Zeus bu işi başkalarına vermeye karar verir. En iyisi son derece kurnaz olan oğlu tanrı Hermes’e bu işi bırakmaktır. Böylece Zeus’un isteğini duyan Hermes hemen harekete geçer ve bir çoban kılığına girerek Argus’un yanına gider. Artık tamamen tanınmaz halde olan Hermes eline bir de kaval almıştır. Onu o kadar güzel çalmaya başlar ki bu durum Argus’un dikkatinden kaçmaz. Çaldığı müziği çok beğenen Argus onu yanına çağırır ve yanında çalmasını ister. Daha dünden buna istekli olan Hermes fırsatı kaçırmayıp hemen yanına gider Argus’un ve ona hikayeler anlatıp kaval çalmaya başlar. Bir süre sonra uykusu gelen Argus’un yavaş yavaş gözleri kapanmaya başlar. Ancak Argus’un doksan dokuz gözü kapansa da sürekli bir gözü tetikte beklemeye devam eder. Hermes bilinen tüm hikayeleri neredeyse anlatmıştır artık. Aklına şimdiye kadar kimsenin uykusunu getirmemiş olan Pan ve güzel bir peri olan Syrinksile ilgili bir hikaye gelir. Bu hikaye, nedendir bilinmez, Argus’a sıkıcı gelmiş olacak ki, Argus’un uyuma isteği oldukça artar ve yüzüncü gözü de kapanır o anda. Bunu fırsat bilen Hermes kılıcını çıkarır ve öldürür Argus’u, İo’yu da serbest bırakıp kaçar. Bir süre sonra Hera çok sevdiği Argus’un öldüğünü fark edince çok sinirlenir ve kaçan ineği lanetler. İneğin arkasına bir at sineği salar. Bu sinek, Io nereye giderse onu takip edip rahatsız etmeye başlar. Bunun üzerine de zavallı İo çıldırır. Dahası Hera’nın gönlü, çok sevdiği bekçisi Argus’un unutulup gitmesine el vermemektedir. Bu yüzden Argus’un gözlerini alır ve kuşların kuyruklarına serper. Böylece ilk kez tavus kuşları denen hayvanlar da ortaya çıkmış olur.

Bayılıyorum mitoloji dinlemeye. Türklere ait yok mu ki? Oğuz, Ergenekon, Bozkurt destanları. Türk mitolojisi, dünya üzerinde çok bilinen Yunan mitolojisi gibi tek bir mitos etrafında gelişmemiş, farklı farklı efsanelerden oluşmuş. Fakat kökeninde, hepsinde benzer efsaneler görüyoruz: Yaratılış.

[e] 23,2 km/08.26/%60 harcandı. 1341 metredeyim. Ve 24,7 kilometrede  zirve geliyor, Çakmak Geçidi: 1375 m. Saat 08.33. (Garmin 1414 m. göstermekte.) Kısa bir nefeslenme molası. Ağır ağır %4-5’lerle çıkıldı. Zor değil, fazla trafik de yoktu. Bir de köy var yakınlarda: Yukarı Çakmak. 

Bir buçuk saat geçti yola çıkalı. Sabahki yoğurt eridi gitti, cevizliden iki büyük lokmayı çiğneyerek devam ediyorum. Tepe geride kaldı, Elazığ Kent Ormanı geçildi. Piknik alanı da yapılmış. Lokanta, büfe falan. Hava nefis, bulut yok, güzel bir esinti var ama bazen inişlerde kuvvetli esiyor. Bu durumda fazla rüzgardan etkilenmemek için kapanıyorum bisikletin üzerine. Aksi halde bayağı sarsabiliyor. Rüzgar tarafından devrilmedim, istemem de böyle bir şeyi yaşamayı.

Sağda bir benzinci, oldukça erken varacağım, zamanım bol, girip bir şeyler içeyim. Soda ve buzlu çay alıp sandalyenin birine kuruluyorum. Benzinci de çay ikram ediyor. Sohbet sırasında jandarma trafik ekibi de yanaşıyor. Onlar da dahil oluyorlar. Askerin biri Hataylı, İstanbul Tuzla’da da görev yapmış. Hem İstanbul’u hem Hatay’ı, hem yöre mutfaklarını konuşuyoruz. Hoş biri, bilgili de. Bu arada gelirken gördüğüm Çemişgezek feribotuna ilişkin bilgi de ediniyorum. Keban baraj gölünün iki kıyısında feribot çalışmakta. Pertek’e geçen sene biriyle geçmiştim. Belki bir turu da Çemişgezek’e yapar bunu da kullanırım.

[e] 42,3 km/10.25/%80 harcandı. 1050 metrede devam ediyorum. Bataryanın tek çentiği kaldı, şimdi değiştirmeyeyim diye Ecoile sürmekteyim. Cip diye yeni bir mesire yerinin duyurusu asılmış. Girişi hemen sağdan. İsim çok iyi ama: Cip. Bir baraj göleti de varmış ve “Alan içerisinde  yapılan aktiviteler sadece piknik yapmakla sınırlı kalmıyor. Çok amaçlı sahalar, yürüyüş ve bisiklet yolları, fitness alanları, gezinti, spor ve seyir alanları vatandaşların birçok aktivite yapmasına olanak sağlıyor.” denilmekte.

Elazığ gözüktü. Şehir batıya, buraya doğru genişliyor denilmişti. Büyükçe bir AVM geçiliyor, solumda. Bu iniş iyi geldi, bataryayı kullanmama gerek kalmıyor. Sanırım DSİ’ye kadar yetecek. Merkeze doğru girdikçe trafik yoğunluğu artıyor, ışıklar geliyor ama ben kurnazca kıvrılıp devam ediyorum. 

Ve DSİ solda göründü bile. Karşı yola geçip güvenlik kapısına kadar biraz ters yönde sürüyor, misafirhane kapısına gelip bisikleti içeri sokuyorum. Geçen geldiğimden usulleri biliyorum. Resepsiyonda Zülfiye Hanım zaten hatırlamıştı beni telefon konuşmamızda, kaydımı yapıyor ve 110 No.lu, aynı odanın anahtarını veriyor. 

Bildiğin bir yere gelmek, anıları canlandırıyor, o günleri hatırlıyorsun. Mevsim mayıs sonuydu, daha serindi havalar. (Buradan okuyabilirsiniz.)

Biraz ayakları uzatıp duş sonrası Kahta, Adıyaman, Tepehan, konaklama, rezervasyon, bankaya para yatırma gibi işler halledilip tembellik duygusu geçince Elazığ’a yürüyorum. DSİ’den bana ilgi gösteren Fadime Hanım’a teşekkür için ulaşamıyor (Yarın tekrar uğrayacağım.), ÖE’ye uğrayıp paylaşımlı oda uygulamasının saçma olduğunu söylemek istiyorum. Md. Yrd. Haluk Bey “Siz kalır mısınız başkasıyla?” soruma "Kalmam” diyor. — “O halde?” Anlatıyor: “Bina tarihi, bir ilave, değişiklik yapma şansımız yok. Her iş öyle çok işlemden geçiyor ki. Günün beklentilerini karşılayan bir ÖE için kolları sıvadık. Arkada geniş bir otopark var, onun üzerine yeni bir bina dikmek istiyoruz.” Konuşmanın arasında WC, banyo vs.nin oda dışında olduğunu öğrenmemle hem hayrete düşüyor, hem de burada kalmadığıma seviniyorum. Olacak iş mi, Elazığ’da ÖE’de tanımadığınla yatıyor, ihtiyaç gidermek için sıraya giriyor, koridorlarda havluyla, pijamayla dolanıyorsun... Yıl 1939 değil, savaş yok!

Karnımı doyurmam lazım. Tuncelililer mahallesinde bildiğim iki lokantaya koşa koşa gidiyorum. Çok güzel yemiştim o zaman. Ancak bu sefer hayal kırıklığı oluyor, etsiz yemek yok. Hoppala! Bulamazsın Elazığ’da etsiz yemek diye moralimi bozmasın! Beni açlığa mahkum ediyor. Yılmıyor, aramaya başlıyorum sokak sokak. Girdiğim Elet Beyzade Sofrası’nda az az mücver, kızarmış patates biber, yoğurt, su, onlardan da salata ve Arnavut biberine 18 lira ödeyerek açlıktan kurtuluyorum.

Ve hafızamı tazelemek için dolanıyorum. Yavaş yavaş resimler netleşiyor. Şurada şu vardı, burada bu diyerek gezinmekteyim. Zahireci Yavuz Beye uğruyor şehir dışında olduğunu öğreniyorum, Halkbank’tan para takviyesi alıyor, Lavazza kafede soluklanıyorum. Doppio espresso, su ve sıkma portakal suyu (18,-) ile internette geziniyor, gireni çıkanı, sokaktakileri kesiyorum-biçiyorum. (Amma cümle oldu ha!)

Kapalıçarşı’ya giriyor, lokantaların büfelerin olduğu yeme içme sokağına bakıyor, siyah ve beyaz üzümden birer salkım, kahvaltı için de meyveli yoğurt alarak TurcuBaba’nın yolunu tutuyorum. 

TurcuBaba burada tanıdığım bisikletçi iki kardeş. Geçen gelişimde uzunca sohbet etmiş, tanışmıştık. Çok şeker insanlar, keyifli ve rahatlar. Gene onları dükkanlarında bisikletleri tamir ederken buluyorum. Yusuf genç olan, Eyüp abi, daha tecrübeli ve bilgili bisiklet konusunda. Sanki dün görüşmüşüz gibi bıraktığımız noktadan devam ediyoruz sohbete. Bisiklet kardeşliği böyle bir şey işte, konu bisiklet olunca zaman mekan fark etmiyor. Gece 10 buçuğa kadar kalıyorum yanlarında. bisikletle ilgili her şey konuşuluyor: Turlar, lisans, kulüp, sponsor, rotalar, bisikletler, vites, gidon bandı... Aklınıza ne gelirse.

Şişe suyumu da alıp DSİ’nin kapısından girip odamda biraz bilgisayarda işler yapıp yatağa uzandığımda saat gece yarısını çok geçmişti bile.















Keban - Elazığ 
Tur tarihi: 26 Temmuz 2018
Kat edilen mesafe: 49,81 km.
Ortalama hız: 16,2 km/sa.
Bisiklete biniş süresi 3 sa 4 dk., dışarıda geçen süre 4 sa 11 dk. 
En yüksek sıcaklık  36 ˚C, en düşük  23 ˚C, ortalama 28 ˚C
İrtifa kazancı (çıkış) 966 m, kaybı (iniş) 641 m.
En düşük irtifa 689 m, en yüksek 1403 m.

Garmin yol bilgileri Keban-Elazığ

Relive yol bilgileri Keban-Elazığ

       

Elazığ ÖE 0424 2332550 – 2332411
Elazığ DSİ 0424 2386911/2530 Misaf.
Elazığ Öz. İda. Köy Hiz. 0424 2472326/1799 Misaf.

Oyalanmadan hazırlanıp EÜAŞ misafirhanesinden
 yola çıkmam 6.50 oluyor.




Nehrin üzerinden geçen köprüde bir kaç kişi
balık tutma hazırlığında.



Sağdan Keban ilçesine gidiliyor, dün minibüs buradan sapmıştı. Bir
 hayli da dik bir yokuş vardı.
 

Çırçır Şelalesi denilen, balık lokantalarının olduğu mekana. Balık
 çiftlikleri de kurulmuş şelale suları üzerinde. Zaten
 Keban’da alabalık üretimi bolca yapılıyor.



Trafiği fazla olmayan, daha çok bana doğru gelen duble
 yol. Asfaltın durumu iyi, sıkıntı yok. 








Keban baraj gölünün iki kıyısında feribot 
çalışmakta. Pertek’e geçen sene biriyle geçmiştim.





İşte böyle boşaltıyor çimento kamyonu pisliğini, sonra da
 donuyor ve üzerinden geçilmez yola dönüşüyor. Kendinden 
başkasını düşünmeyen insanların ülkesi.



Elazığ gözüktü. Şehir batıya, buraya doğru genişliyor
denilmişti. Büyükçe bir AVM geçiliyor, solumda. 


DSİ Misafirhane



Elazığ


Hafızamı tazelemek için dolanıyorum. Yavaş 
yavaş resimler netleşiyor... 

... Şurada şu vardı, burada bu diyerek gezinmekteyim.

Elet Beyzade Sofrası



Kapalıçarşı











Lavazza Kafe











Eyüp ve Yusuf ile, TurcuBaba



































20. gün (devamı) Elazığ II – 18. gün (öncesi) Arapgir-Keban




[bisikletle]Türkiye: Kommagene Krallığı

Erzurum-Aşkale = 52,86 km

Aşkale-Bayburt = 77,09 km 

Bayburt-Kelkit = 83,50 km

Kelkit-Erzincan = 72,25 km 

Erzincan-Kemah = 53,05 km 

Kemah-İliç = 66,35 km

İliç-Divriği = 77 km

Divriği-Arapgir = 82,06 km

Arapgir-Keban = 43,15 km 

Keban-Elazığ = 49,81 km

Elazığ-Kale = 58,10 km 

Kale-Pütürge = 64,11 km



Nemrut-Kahta = 46,72 km

Kahta-Adıyaman = 34,64 km

Adıyaman-Gölbaşı = 66,34 km 





Kadirli-Kozan = 35,91 km

Kozan-Feke = 46,82 km

Feke-Saimbeyli = 33,29 km 


Tufanbeyli-Tomarza = 74,90 km

Tomarza-Develi = 30,76 km

Develi-Talas = 44,33 km

Talas-Kayseri = 14,68 km